Sinema tarihinin en etkili ve tartışmalı isimlerinden biri olan D.W.Griffith (David Wark Griffith), “sinemanın babası” olarak da bilinir. Griffith; sinemayı basit bir panayır eğlencesi olmaktan çıkarıp ona bir sanat formu kazandıran pek çok tekniğin öncüsüdür. Tarihe baktığımızda, sinemanın günümüzdeki formuna ulaşmasında etkili olan en önemli aktörlerden biri olduğunu görürüz. Peki, Griffith olmasaydı sinema hâlâ bir panayır eğlencesi olarak mı kalırdı yoksa öyle kalması daha mı iyi olurdu?

David Wark Griffith Kimdir?
David Wark Griffith; modern sinema dilinin kurucusu olarak da bilinen Amerikalı bir yönetmendir. 1875-1948 yılları arasında yaşayan Griffith, kendine has teknikleriyle sinemada adeta bir devrim yaratmıştır. Sinemayı durağan bir sahne kaydı olmaktan çıkarıp ona sanatsal bir anlatı kazandırmıştır.
- Paralel Kurgu: İki farklı mekanda geçen olayları aynı anda gerçekleşiyormuş gibi kurgulayarak gerilimi artırmıştır.
- Yakın Çekim: Oyuncuların duygularını izleyiciye daha iyi aktarmak için kamerayı yüze yaklaştırmış ve sinemadaki oyunculuk tarzını değiştirmiştir.
- Geriye Dönüş (Flashback): Hikaye anlatımında geriye dönüşler kullanarak zaman algısıyla oynamıştır.
- Kamera Hareketleri: Pan ve tilt hareketlerini dramatik amaçlarla kullanarak izleyicinin bakış açısını yönlendirmiştir.
Griffith, sinemada izleyiciyi sadece bir gözlemci olmaktan çıkarıp karakterlerle psikolojik bir bağ kurmasını sağlamış ve özdeşleşme kavramı büyük önem vermiştir.
Sinema Dünyasında Yaşanacak Değişimler
Griffith’in sinema tarihinden tamamen çekilip alınması, sadece bir yönetmenin eksikliği değil; aynı zamanda sinemanın modern bir sanat dalı olarak kabul edilmeyeceği anlamına gelir. Griffith’in tekniklerinden önce kamera, sanki bir tiyatro sahnesinde en ön koltukta oturan bir seyirci görevini üstleniyordu. Bu durumda oyuncunun duygularını anlamak ve izlediğimiz film ile bağ kurmak neredeyse imkansız hale gelirdi. Yine aynı şekilde, Griffith’in geliştirdiği paralel kurgu olmasaydı film çekim süreci bu kadar kolay olmazdı; farklı yerlerde çekilen görüntüler ile anlamlı bir bütün oluşturulamazdı.

Olumlu Değişimler olur muydu?
Griffith’in sinema diline katkıları ne kadar devrimselse, Bir Ulusun Doğuşu (The Birth of a Nation) filmiyle toplumsal belleğe ve tarihe verdiği zarar da o denli büyüktür.Griffith’in 1915 yapımı Bir Ulusun Doğuşu filmiyle sinema dünyasına aşıladığı sistematik ırkçılık ve Ku Klux Klan (beyazların üstünlüğünü savunan örgüt) için yaptığı güzelleme olmasaydı; o dönemde neredeyse dağılma aşamasına gelen örgüt, film sayesinde pek çok yeni üye toplayıp faaliyetlerini gerçekleştirmeye devam edemezdi. Bu durumda sinema, kitlelere müdahale edilebilecek bir propaganda aracı olarak görülmez; sadece bir eğlence unsuru ya da topluma sanatı aşılayan bir araç olarak kalırdı.
Griffth Neden Bu Kadar Önemli
Griffith sinemanın sadece babası değil, aynı zamanda en büyük ikilemidir. Onu bu kadar önemli kılan şey, sinemayı bir “gösteri” olmaktan çıkarıp modern bir “dil” haline getirmesidir; bugün izlediğimiz en basit filmde bile onun geliştirdiği paralel kurgu, yakın çekim ve dramatik kamera hareketlerinin izleri vardır. Ancak onun önemi sadece teknikle sınırlı değildir; o, sinemanın kitleleri harekete geçirme ve manipüle etme gücünü keşfeden ilk kişidir. Bir Ulusun Doğuşu ile yarattığı ırkçı propaganda, sinemanın ne kadar tehlikeli bir silah olabileceğini dünyaya kanıtlamıştır.
Kısacası Griffith, sinemayı hem bir sanat formuna dönüştürdüğü hem de onun karanlık gücünü ilk kez ortaya koyduğu için tarihin en vazgeçilmez ve en çok tartışılan ismlerinden biridir.



