Anasayfa » Ya Antibiyotik Olmasaydı?

Ya Antibiyotik Olmasaydı?

Bir sabah uyandınız ve boğazınızda hafif bir batma hissi var… Aynaya baktınız, bademcikleriniz hafifçe şişmiş ve yutkunmakta zorlanıyorsunuz. Şu an olsa sadece “Birkaç gün bol sıvı alır, dinlenirim; geçmezse de doktora gider bir kutu ilaç yazdırırım” dersiniz, değil mi?

Şimdi o hapların, o mucizevi ufak kapsüllerin hiç icat edilmediği bir dünyada olduğunuzu düşünün.

Sabahki o boğaz ağrısı, birkaç hafta içinde yatağa düşmenize ve hayatınızın en büyük varoluş savaşını vermenize sebep olabilirdi. Hatta dün ofiste çalışırken parmağınızı kağıt kesmişti. O minik kesik sabah uyandığınızda kızarmış ve ateş gibi yanıyor. İşte antibiyotiklerin olmadığı bir gerçeklikte, bu iki basit olay bile sevdiklerinizle vedalaşmanız gerektiği anlamına gelebilirdi.

Çok mu abartılı geldi? Veya bir bilim kurgu filmi senaryosu gibi mi duyuluyor? Kesinlikle hayır. Gelin, hepimizin ecza dolabında duran o sıradan hapların hayatımızdan tamamen silindiği bir senaryonun ne kadar korkutucu sonuçlar doğurabileceğine birlikte bakalım.

Basit Bir Çiziğin Ölümcül Bedeli

Bugün çocukken koşarken dizimiz kanadığında, eve gidip yara bandı yapıştırıp oynamaya devam ediyoruz. En fazla biraz acıyor ve unutuyoruz. Ama antibiyotik öncesi dönemde, sokakta düşüp dizini kanatan çocukların çok ciddi bir kısmı, kana karışan basit bir bakteri yüzünden septisemi, yani kan zehirlenmesi geçirip günlerce acı çektikten sonra hayatını kaybediyordu.

Düşünün ki sabah aynaya bakarken tıraş olurken çenenizi hafifçe kestiniz. Veya bahçedeki gülleri budarken elinize bir diken battı. Bugün sadece ıslak mendille silip geçtiğimiz bu ufacık kazalar, 1920’lerde adeta birer ölüm fermanıydı. İnsanlar yaşlılıktan, kalpten veya kanserden çok, ufak tefek enfeksiyonlardan ölüyordu.

Mesela diş çektirmek. Bugün “Biraz sızlar ama geçer, akşama yemek yerim” diyoruz. O günlerde ağzınızdan çekilen apse yapmış bir diş, beyne ve kalbe giden bir enfeksiyon otobanının açılması demekti. Çocuğunu kucağına almayı heyecanla bekleyen anne adaylarının büyük bir kısmı, lohusalık humması denen tek bir basit enfeksiyonun kurbanı olup, yavrularını göremeden hayata veda ediyordu.

Rakamlar aslında her şeyi anlatıyor. 1900’lerin başında en modern ve gelişmiş ülkelerde bile ortalama yaşam süresi sadece 47 yıldı. Bunda en büyük pay, bugün bir haftada vücuttan attığımız bakteriyel enfeksiyonlardı.

Ameliyatların “Rus Ruleti”ne Dönüşmesi

Peki ya modern tıp dünyası? Sadece günlük sakarlıklardan bahsetmiyoruz. Modern tıbbın üzerine inşa edildiği her şey bir anda iskambil kağıdından bir kule gibi yerle bir olurdu. Hastaneler şifa dağıtan yerler değil, insanların adeta ölüm sırasını beklediği karantina hücrelerine dönerdi.

Bugün apandisitiniz patlarsa yarım saatlik acil, ancak standart bir operasyonla kurtuluyorsunuz. Eğer antibiyotikler olmasaydı, inanın hiçbir doktor o neşteri eline almak istemezdi. İnsan vücudunu kesip açmak, havada uçuşan milyarlarca bakteriye “Buyrun içeri gelin, burası sıcacık” demekle tamamen aynı şey. Kesik bölgeler hızla iltihaplanır ve hastayı çürütmeye başlardı.

Açık kalp ameliyatları mı? Kalp nakli, kalça yenilemek ya da protez diz taktırmak mı? Bunlar tamamen hayal dünyasının sınırlarında kalırdı. Cerrahlar enfeksiyon riskinden çok korktukları için, neşteri ancak ve ancak hastanın masada öleceği kesinleştiğinde son bir çare olarak vurabiliyordu. Üstelik başarılı bir ameliyat sonrası bile enfeksiyondan ölme ihtimaliniz inanılmaz derecede yüksekti.

Biraz daha ürkütücü bir tablo çizelim: Kanser tedavileri. Kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler, doğal olarak bağışıklık sisteminizi adeta sıfırlar. Sizi en ufak bir soğuk algınlığına bile savunmasız bırakır. Antibiyotikler hastayı bir “koruma kalkanı” içine almadan kemoterapi almak demek, sadece basit bir nezle yüzünden bile hızlıca kendi sonunuzu hazırlamak olurdu.

antibiyotik olmasaydı

Zincirleme Etkiler: Yemeklerimiz, Şehirlerimiz ve Kültürümüz

Eğer A olmasaydı B olmazdı kuralı tarihin her anında işler. Peki antibiyotikler sihirli bir şekilde dünyadan silinseydi ne olurdu? Konu sadece hastanelerle mi sınırlı kalırdı? Kesinlikle hayır; günümüzün şehir hayatı ve hatta mutfaklarımız tamamen başkalaşırdı.

Modern tarım ve hayvancılık tamamen antibiyotik desteğiyle ayakta duruyor. Bu koruma kalkanı olmadan devasa tavuk çiftlikleri veya büyükbaş tesisleri kuramazdınız. Hayvanlar, ortaya çıkan en ufak bir salgında binlerce kayıp verirdi. Bu yüzden et, süt ve yumurta gibi ürünler bugünküne kıyasla inanılmaz derecede nadir olurdu. Ucuz kıyma dürümleri veya market raflarını dolduran devasa et reyonlarını unutun. Hayvansal gıdalar sadece en zenginlerin ulaşabildiği olağanüstü lüks bir tüketim maddesi haline gelirdi. Beslenmemiz büyük ölçüde bitki bazlı ve karbonhidrat ağırlıklı olmak zorundaydı.

Konu sadece yemek de değil. Milyonlarca insanın tıkış tıkış yaşadığı yüksek binalı, kalabalık metropoller… Antibiyotiksiz bir dünyada, bir plaza katındaki veya metro vagonundaki tek bir inatçı bakteriyel hastalık, koca bir şehri hayalet kasabaya çevirmeye yeterdi. Küresel uçak yolculukları çok sıkı denetimlere tabi olur, her yurt dışı seyahatinde günlerce karantinada beklemeniz gerekirdi. Globalleşme hayali muhtemelen bakterilere çarpıp çoktan paramparça olurdu.

Halı sahada top oynarken ayağınızı burktunuz ve ufak bir çizik oluştu. O çizik kemik enfeksiyonuna çevirebilir ve tek çözümünüz kangreni önlemek için o bacağı kesmek olabilirdi. Toplumda yara izi taşıyan veya ufak bir kaza yüzünden eksik bir uzvu olan insanların oranı bugünkünden çok daha fazla olurdu.

Gelecekte Bizi Bekleyen Tehlike: Süper Bakteriler

Size gerçek bir veriden bahsedelim. Antibiyotiklerin hiç icat edilmediği bir senaryoyu sadece oturup hayal etmek zorunda değiliz. Aslında yavaş yavaş, “süper bakteriler” yüzünden istemeden de olsa o günlere bir dönüş tehlikesi yaşıyoruz.

Bakteriler akıllıdır, bizim yarattığımız ilaçlara alışmaya ve onlara karşı bağışıklık kazanmaya başladılar. Buna tıp dünyasında “antibiyotik direnci” diyoruz.

The Lancet dergisinde yayımlanan güncel araştırmalara göre, sırf bu dirençli bakteriler yüzünden 2025 ile 2050 yılları arasında 39 milyondan fazla insanın hayatını kaybetmesi bekleniyor. Bugün bilinçsizce ve leblebi gibi attığımız her bir gereksiz antibiyotik hapı, gelecekte çocuklarımızı o karanlık 1920’lerin enfeksiyon dünyasına bir adım daha yaklaştırıyor.

Son Bir Düşünce

Sonuç olarak hepimiz, bu minik hapların bize sunduğu mucizenin o kadar farkında olmadan, o kadar unutarak yaşıyoruz ki…

Bir sonraki sefere, dişiniz şiştiğinde ya da basit bir kırgınlıkta o pembe renkli veya sıradan beyaz hapı yutarken bir elinize alın. Ona biraz daha dikkatli bakın. Çünkü elinizde tuttuğunuz o küçük hap parçası sayesinde modern insan ortalama 80 yıl nefes alabiliyor. İnsanlığın kaderini tanklar tüfekler değil, laboratuvar köşesinde unutulmuş küflü bir petri kabından çıkan işte o küçük moleküller baştan yazdı.

Sıkça Sorulan Sorular

Antibiyotikler icat edilmeden önce insanlar hastalıklarla nasıl savaşıyordu?

Tıbbın yetersiz olduğu dönemlerde genellikle hastanın bağışıklık sisteminin enfeksiyonu yenmesi bekleniyordu. Bunun dışında bal, sarımsak, şifalı bitkiler ve daha sonraları laboratuvarlarda keşfedilen kimyasal “sülfa ilaçları” da çare olarak kullanılmaya çalışılmıştı.

Antibiyotikler insan ömrünü gerçekten ne kadar uzattı?

Çok net olarak söyleyebiliriz ki ortalama yaşamı iki katına çıkardı. 20. yüzyılın başlarında, en gelişmiş ülkelerde bile ortalama yaşam beklentisi 47 yılken, antibiyotiklerin yaygınlaşması çocuk ve genç yaştaki ölümleri engelleyerek bu ortalamayı ciddi oranda yükseltti.

Bugün süper bakteriler antibiyotikleri etkisiz kıldığında aynı senaryo tekrarlanır mı?

Dünya Sağlık Örgütü ve akademik çevrelerin yayınladığı bilimsel verilere göre, eğer bilinçsiz ilaç kullanımı devam eder ve “antibiyotik direnci” çözülemezse, 2050 yılına kadar milyonlarca insan basit enfeksiyonlardan dolayı hayatını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

Daha Fazla Oku

Post navigation

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir